Bir Yönetmen: Buster Keaton

 O, Amerikan komedisinin en iyi yönetmenlerinden biri.  O, bir vodvil üstadı. O, bembeyaz ve mimiksiz suretiyle bir ‘’Taş Surat’’. O, bir mühendis yönetmen ve mekaniksel komediyi sinemaya getiren adam. O, Buster Keaton.

Asıl adı Joseph Francis Keaton olan Buster Keaton, dört ekim bin dokuz yüz doksan beşte ABD’nin Kansas eyaletinde doğdu. Ailesi vodvil oyunlarıyla uğraşan Keaton’ın çok ilginç bir yeteneği vardı. Bu yetenek ilk olarak altı aylıkken merdivenlerden tepe üstü düşmesiyle ortaya çıktı. Bu düşüşe tanık olan vaftiz babası Harry Houdini, Keaton’ın ebeveynlerine dönerek ‘’That was some buster your baby took’’* der ve Keaton, ‘’Buster’’ lakabını bu olay üzerine alır. Fakat hayat onu pek çok defa daha sağlamlık testine tutacaktır.

* "Verilmiş sadakanız varmış"  


Küçük Buster

Buster üç yaşındayken Kansas’ta çıkan bir hortum yaşadığı kasabayı harabeye çevirir. Bu esnada Buster yatağı ile birlikte, hortum tarafından iki yüz elli metre sürüklenir ve burnu bile kanamadan badireyi atlatır. Bunu gören ailesi de artık Buster’ın yeteneğini iyice fark eder ve onu da vodvil oyunlarına dahil ederler. Bundan böyle ‘’ The Three Keatons’’ olarak sahne almaya başlarlar.
Ailesi ile beraber çeşitli gösterilerde yer alan Buster kendini bu sayede vodvil alanında geliştirir. Beş yaşında kendi makyajını yapmaya, dokuz yaşında gösterilerin seyehat planlamasını oluşturmakta ve on bir yaşında geldiğinde ise kendi espirilerini üretmeye başlar.


The Three Keatons

Babası bir alkolik olan Buster, yirmi bir yaşında kadar olan süre zarfında pek çok zorluk yaşar. Sürekli olarak sahnelerde güldürü amacıyla yumruklanır, itilir, kakılır ve bunlar gibi fiziksel şiddete maruz kalır. Fakat olması gereken de budur, çünkü, o dönemin komedi anlayışı da ‘’Slapstick’’ denilen komedi türüdür. Fakat tek sorun bu değildir. Buster, aynı zamanda beş parasızdır. Kendine ait herhangi bir parası yoktur ve bütün gün gösterilerde, komedi adı altında fiziksel şiddete maruz kalır. Ama sesini hiçbir zaman çıkarmaz ve başına gelenlere katlanır. Ta ki bin dokuz yüz on yedi yılına kadar.
Yirmi bir yaşında sahne gösterilerine veda eder ve bin dokuz yüz on yedi yılında, o zamanın en büyük Amerikan komedyenlerinden olan Roscoe ‘’Fatty’’Arbuckle ile tanışır. Aynı yıl içinde Arbuckle’nin The Butcher Boy adlı kısa filminde oynayarak sinemaya giriş yapar

Roscoe "Fatty" Arbuckle ve Buster Keaton


Bin dokuz yüz yirmi yılına geldiğinde Buster, kendi filmlerini yazıp yönetmeye başlar. Buster Keaton Movies adlı bir film stüdyosu kurar ve filmlerini burada yaratır. Arbuckle olmadan çektiği ilk film olan One Week adlı kısa film aynı zamanda sinemada kullanılan ilk üç yüz altmış derece dönebilen kamera ile çekilmiştir.

One Week Filminden

Buster, ilk uzun metraj filmi olan Three Ages’ı çektiği yıl olan bin dokuz yüz yirmi üçe kadar on dokuz adet kısa film üretmiştir. İlk uzun metraj deneyimini yaşadıktan sonra da Buster Keaton sinemasının altın çağı başlar. Bin dokuz yüz yirmi dokuz yılına kadar olan sürede Buster Keaton on iki adet uzun metraj film yönetir. Bu filmlerin neredeyse her biri çıktıkları zaman büyük iş yapar ve Buster’a büyük miktarda para kazandırırlar. Buster o dönemde, yıllık iki yüz bin dolar kadar para kazanmaktadır. 

Bu çektiği uzun metraj filmleri şunlardır: Three Ages (1923), Our Hospitality (1923), Sherlock Jr. (1924), The Navigator (1924), Seven Chances (1925), Go West (1925), Battling Butler (1926), The General (1926), College (1927), Steamboat Bill, Jr. (1928), The Cameraman (1928), Spite Marriage (1929)

Gelin, bu klasiklerin bazılarına bakalım.



Sherlock Jr. (1924) 

Arthur Conan Doyle’ın meşhur karakteri Sherlock Holmes’a imrenen bir film projeksyonistinin, sevdiği kızın babasının çalınan cep saatini bulmaya çalışması anlatılır bu filmde. Buster Keaton’ın dublör kullanmaksızın sergilediği uçuk hareketlerle bambaşka bir adrenalin yaşatmaktadır. Filmde oluşturulan setler ve Buster Keaton’ın yarattığı ilginç, fiziksel ve mekaniksel komedi unsurlarıyla, karşımıza seyir zevki yüksek bir film ve aynı zamanda sinemaya gönül vermiş kişilere büyük bir ilham kaynağı oluyor.






The Navigator (1924)
Rollo Treadway adlı zengin bir adamın, evlenmek istediği zengin bir kızla, The Navigator adlı bir geminin içinde mahsur kalması ve karaya ulaşmaya çalışmaları anlatılıyor.
Bu filmde Buster, mekaniksel komediyi bir gemi ile yapıyor. Bu devasa geminin pek çok bölümünü güldürü olarak kullanıyor. Hatta denizaltı kostümü giyip, denizin altında çekilmiş bir sahne de mevcut. Filmin gerçekten bir gemide çekilmesi ve bütün set ekibinin on hafta boyunca orada yaşaması da bu esere inanılmaz bir atmosfer katıyor.






Seven Chances (1925)
Bu filmde de bir Buster klasiği olarak, James Shannon adında, evlenmek isteyen bir adam anlatılıyor. Fakat bu sefer bu evliliğin o gün içerisinde olması gerekiyor. Çünkü, James’e  çok büyük bir miras kalıyor ve eğer akşam saat yediye kadar evlenmezse mirastan men edileceği söyleniyor. James kendine yedi adet şans yanıyor ve yedi kadına evlenme teklifi ediyor fakat hiç biri kabul etmiyor. Bunu gören arkadaşları gazeteye miras olayını da anlatıp ilan veriyor ve olanlar oluyor. James’le evlenmek isteyen yüzlerce kadın peyda oluyor.
Diğer Buster filmlerine nazaran bu filmde mekaniksel bir komedi yok. Daha çok fiziksel komedi üzerine kurulu. Özellikle filmin finaline doğru sayıları yüze yakın kadın tarafından kovalanıyor ve öyle yerlerden geçiyor ki. Upuzun yollarda koşuyor, dağlara tepelere tırmanıyor, göllerde yüzüyor ve ona doğru yuvarlanan kayalardan kaçmaya çalışıyor. 
Adrenalin dozajı yüksek bir sessiz sinema klasiği.






The General (1926)
Buster Keaton’ın en meşhur filmi olma özelliğini taşıyan bu film aynı zamanda mekaniksel komedinin de en başarılı örneği kabul ediliyor. 
Güneyli bir makinist olan Johnnie Gray, sevdiği kızın ve The General adlı treninin aynı anda kaçırılmasıyla kendini birden Kuzey-Güney savaşının içinde bulur. Amacı sevdiği kızı kurtarmak ve trenini geri almaktır.
Bir treni komedi unsuru olarak kullanan film aynı zamanda kullanılan kamera hareketleriyle de bir klasik olmayı başarıyor. Buster’ın dublör kullanmaksızın tren üzerinde yaptığı hareketler ve bu hareketlerin gerçekten çalışan bir trenin kullanılarak yapılması izleyenleri hayrete düşürecek cinsten. 
Orson Welles de bu filmin yapılmış en iyi komedi, iç savaş ve belki de en iyi film olduğunu söyler.
Buster Keaton’ın da kendi yapıtları arasında en sevdiği filmdir.






College (1927)
Bu filmde Buster Keaton, başarılı bir lise öğrencisini canlandırıyor. Sevdiği kızın, sporla ilgilenen erkeklerin gittiği bir üniversiteyi kazanması üzerine çocuk, o üniversiteye yazılarak kızı etkilemeye çalışır. Fakat bir sorun vardır. Çocuk spor konusunda hiç başarılı değildir. Sevdiği kızı etkilemek için pek çok spor dalında başarılı olmayı dener fakat sonuç olumsuzdur. En sonunda okul müdürünün onu kano takımının başına getirmesiyle eline bir fırsat geçer ve bunu en iyi şekilde değerlendirir.
Bu filmde, Buster Keaton’ın diğer filmlerinin aksine akrobatik anlamda başarısız bir karakteri izliyoruz. Ta ki filmin sonuna dek. 
Mekaniksel anlamda bu sefer kana devreye giriyor fakat filmin büyük bir bölümü fiziksel komedi üzerine kurulu.






İşte bu filmeler, Buster Keaton’ın şaheserlerinden bazılarıydı. Daha önce de söylediğim gibi, Buster o dönemde o kadar iyi işler yapıyordu ki insanlar sinemalara akın ediyordu. Charlie Chaplin ile birlikte o yılların en iyi sinemacısı sayılıyordu. Tabi ki Charlie Chaplin’in popülerliği o dönemde de, günümüzde de Buster’dan oldukça yüksekti. Fakat bu onu değersiz kılmıyordu öyle değil mi? Sinemadaki başarısı ortadaydı sonuçta. Ama ne kadar başarılı olursa olsun, Buster çok büyük bir hata yaparak sinema kariyerine büyük bir darbe indirmişti. Bu hata Metro-Goldwyn-Mayer ile bir anlaşma imzalamasıydı.

Bin dokuz yüz yirmi sekiz yılında Buster Keaton kariyerinin zirvesinde bir sessiz sinema yıldızıydı. Bağımsız bir sinemacı olarak filmlerini üretiyordu. Fakat o yılda bağımsız sinemacılığı bırakıp MGM’ın çatısı altına girdi. Charlie Chaplin bile onu, bu anlaşmayı yapmaması için uyarmıştı fakat Buster dinlememişti ve anlaşmayı arkadaşı Joe Schenck’in bir sözü karşılığında kabul etti. Her şey aynı kalacaktı. Buster, kendi yaratıcılığını kullanarak, hiçbir dış baskıya maruz kalmadan filmlerini üretecekti. Fakat tabi ki bu söz karşılığını bulamadı. Kendi yatırımını korumak isteyen bir şirket olan MGM, Buster’ın filmlerinde söz sahibi olmaya başladı. Kendi sanatını adam akıllı icra edemeyen, MGM’ın sınırlandırmaları ile filmler üretmeye çalışan Keaton, en sonunda kendini bir alkolik olarak buldu. Kendini bir şirkete satmış bağımsız bir sinemacı olarak, sistem tarafından tüketildi.

Bin dokuz yüz yirmi sekiz yılında çıkardığı The Cameraman MGM için yaptığı ilk filmdi. Keaton’ın kendi sanatını icra etmeye çalışması ve MGM’ın sınırlandırmalarıyla oluşturulan bu film iyi yorumlar alsa da MGM’ı finansal olarak tatmin etmedi. Keaton’ın MGM için yaptığı ikinci film olan Spite Marriage, Keaton’ın ilk sesli filmi olacaktı fakat stüdyo buna izin vermedi. Gerekçe olarak da The Broadway Melody adlı bir müzikal için kayıt cihazlarının kullanılacağı ve Keaton’ın filmi için herhangi bir kayıt cihazı ayırılamayacağıydı.
Keaton, bu şekilde üç yıl boyunca MGM’da, haftalık üç bin dolara çalıştı. 

Bin dokuz yüz otuz üç yılında ise karısından, çocuklarından ve MGM’da ki işinden oldu.
MGM’dan ayrıldıktan sonra, bin dokuz yüz ellilere kadar; Avrupa’ da ki sirklerde, kötü Meksika filmlerinde ve Kanda da oynanan burlesklerde- aşırı kaba komiklik içeren tiyatro- yer aldı. 
Bin dokuz yüz altmış beş yılında son yönetmenlik işi olan ve The Railrodder adlı sessiz bir kısa film olan esirini tamamlamıştır. Bu film aynı zamanda sessiz sinemanın son büyük yönetmeninin eseri olmasıyla da sinema dünyasında önemli bir yere sahiptir. 
The Railrodder filminin yayınlanmasından dört ay sonra Buster Keaton,  Los Angeles, California’da, karısı ile biraz kart oynayıp yatmaya gittikten sonra, uykusunda, sessizce hayata gözlerini yumar. 











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ran: Samuray Kültürü ve Zen Budizm Bakışından

Kuklaların Dünyasına Yolculuk

Hollywood’un ve Yeşilçam’ın Küçük Çarkları: B Film ve Avantür Film Üzerine